Galata Kulesi’nin etrafındaki kalabalığa bir kez bakıp orada bekleyen sıraya bir kez baktığınızda, anlarsınız: bu kule, sizden bir mola istiyor. Onu görmek için yalnız değil, sokaklarını yürüyerek geliyor olmanız gerek.
İlki Şahkulu Sokağı: küçük bir tekkenin avlusu, bir cumbalı pencere, üzerinde rüzgârın oyduğu bir hat. İkincisi Bereketzade Camii Sokağı: gri taşların arasındaki bir kahveci, üçüncü kuşak.
Bir şehri tanımak, ona durmadan bakmamak demektir. Sırayla, yavaşça, mola vererek bakmaktır.
Üçüncü ve dördüncü sokakta dikiş atölyeleri, dipte bir antika dükkânı. Beşinci sokakta bir ayazma kapısı; altıncı sokakta merdivenli bir çıkışla kuleye varıyorsunuz. Artık manzara sadece manzara değil — yürüdüğünüz sokakların hatırası.